Arama Yap
ANASAYFA
FORUM
DOSYALAR
Eğitimciyiz.Net Forum
Son Tartışmalar
Kurallar
Yardım
Arama
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
Kullanıcı Adı
Şifre:
Beni hatırla
Şifrenizi mi unuttunuz?
Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?
Yeni bir hesap oluştur
Profil egitimci (egitimci)
ÇEVRİMDIŞI
Seviye:
Platinum Boarder
Kayıt Tarihi:
07 Kas 2010
Son Ziyaret Tarihi:
12 Oca 2012
Zaman Dilimi:
GMT +2:00
Yerel Zaman:
03:02
Gönderiler:
386
Profil Gösterimi:
262
Karma
: 0
Konum:
Bilinmeyen
Cinsiyet:
Bilinmiyor
Doğum günü:
Bilinmiyor
İmza
Gönderiler
Gönderiler
2012 Ocak Ayı Enflasyon Zammın ...
2012 Ocak Ayı Enflasyon Zammından Sonra Öğretmen Maaşları
2012 ocak ayı enflasyon oranında yapılan zamdan sonra 9/3 evli ve çocuklu olan bir öğretmen 1.865 Tl maaş alacak 1/4 olan bir öğretmen 2.135 TL maaş alacak.Bekarlar ise sanırım evlilerden 210 TL kadar daha az alıyor.Herkese hayırlı olsun
2012 Ocak Ayı Enflasyon Zammı Sonucu Oluşan Memur Maaşları
MEMURLAR ARALIK OCAK
Müsteşar 1/4 6.472 6.649
Genel Müdür 1/4 5.667 5.822
Şube Müdürü 1/4 2.893 2.978
Memur 9/3 1.701 1.755
Memur 13/1 1.696 1.749
Hizmetli 12/1 1.580 1.630
Öğretmen 1/4 2.072 2.135
Öğretmen 9/3 1.809 1.865
Kaymakam 7/1 3.160 3.252
Başkomiser 3/1 2.656 2.734
Polis memuru 8/1 2.363 2.434
Uzman doktor 1/4 3.394 3.493
Doktor 7/2 2.824 2.908
Hemşire-Lise 11/2 1.875 1.933
Mühendis-Büro 1/4 2.956 3.043
Teknisyen-Büro 11/1 1.784 1.840
Profesör 1/4 4.238 4.360
Arş. görevlisi 7/3 2.083 2.147
Vaiz 1/4 2.228 2.296
Avukat 1/4 3.359 3.457
2012 Ocak Ayı Enflas ...
Kategori:
Meb Özlük
Saat 1 ay, 1 hafta önce
yazan
egitimci
Çocuğu Kaç Yaşında Ayrı Yatakt ...
Çocuğu Kaç Yaşında Ayrı Yatakta Yatırmak Gerekir
Doğumdan önce özen ve hevesle bebeğin odası, yatağı hazırlanır, bebeğin yatağında yatacağına dair planlar yapılır. O kadar tatlı ve miniklerdir ki anneler bebeklerini bırakmak istemezler. “Ya ağlarsa duymazsam”, “uyur kalırsam”, “ya bebeğe bir şey olursa”, “gece gidip gelmek zor oluyor” gibi sebeplerle anne bebeğinden ayrılmak istemez.
Bebekten ayrılmak, bebeğe bir şey olacağı kaygısı duymak, sık sık yataktan kalkmanın getirdiği yorgunluk gibi nedenlerle bebek, anne babasının yatağında yatmaya başlar. Bebekler doğduktan sonraki ilk günlerde bile kendi beşiklerinde yatabilirler. Bebeklik döneminde en azından 6 ay sonuna doğru anne ve baba ile aynı odada yatması gerekiyor, bir süre anne ve baba varlığını böyle yakından hissetmesi çok iyi olur.
Çocuk 1 yaşından sonra artık anne babadan ayrılmaya hazır hale gelebilmektedir. Yaşamın ilk 1 yılı, çocukta temel güven duygusunun geliştiği dönemdir. Çocuk hayatının ilk yılında annesinin yanında olmasına, sevgi gösterilmesine, bakım verilmesine ihtiyaç duyar. Bu dönemde annenin, çocuğun ulaşabileceği en yakın yerde olması, çocuğun bu gereksinimlerinin vaktinde karşılanmasını kolaylaştırır. İhtiyaç duyduğunda annesi yanında olmayan bebek, ciddi bir kaygı ve gerginlik yaşar, annesi yanına geldiğinde rahatlar ve gülücükler atmaya başlar.
Bowbly bağlanma kuramında, ihtiyaçları zamanında ve tutarlı bir şekilde karşılanan bebeğin kendine ve dış dünyaya ilişkin olumlu bir benlik algısı geliştirdiğine vurgu yapmaktadır. İşte bu yüzden bebeğin uyku uyanıklık alışkanlığı, beslenme alışkanlığının oluşturulması ve annenin buna uyum sağlamayı öğrenebilmesi için hayatın özellikle ilk bir yılında birlikte yatılmasına ihtiyaç vardır.
Yaklaşım nasıl olmalı, böyle bir durum nasıl değerlendirilmelidir?
Öncelikle bu durumun çocuk için ne anlama geldiği, neyin yerine koyduğu belirlenmelidir. Çocuk neden anne babayla yatıyor, bunun sebebi araştırılmalıdır. Eğer çocuğun hayatında stres yaratacak bir durum varsa belirlenmeli ve müdahale buna göre yapılmalıdır. “Büyüdün artık ayrı bir odada yatman gerekir” gibi katı bir tutum durumu daha da zorlaştırabilir. Öneriler yazısında daha detaylı olarak bu konuya değinilmiştir.
Her şeyden önce anne babanın, çocuğun kendi odasında yatması konusunda hem fikir ve kararlı olmaları sorunun çözümünü kolaylaştıracaktır.
Uzman Psikolog Selma Ercan
Çocuğu Kaç Yaşında A ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Ergenlik Döneminde Neler Olur
Ergenlik Döneminde Neler Olur
Ergenliğin puberteyle yani cinsel uyanış ve değişimle başladığını söylemiştik. Bu değişim gençleri baskı altına alırken iç denge alt üst olur. Aynı anda gencin hem fiziksel değişimlere uyum sağlayıp, ruhsal olgunlaşmayı başarması oldukça zor bir deneyimdir. Tepkilerindeki değişkenlik, davranışlarındaki tutarsızlık, bir gülüp bir sinirlenmesi hep yeni bir denge kurmaya yöneliktir. Tıpkı yeni araba kullanmaya çalışan biri gibi sağa sola gider, kaldırıma çıkar, ani frenler yapar. Bu coşku, kaygı, değişkenlik normal sayılırken aslında bizim delikanlılık kelimesinin nerden geldiği de iyice anlaşılır.
Büyüme ve değişim evresi yaşanır. Yeni arayışlar içindedir ve en büyük arayışı kendi kişiliğidir. Anne babadan farklı olmak arzusu vardır, ama kim olacağı konusu onu oldukça zorlar. Arkadaşlarıyla olmak, sır paylaşmak, fısıldaşmak zamanının çok büyük bir bölümünü alır. Gizlilik ve özel hayatı çok önemlidir. Günlük tutmak, yazılar yazmak, şiir denemeleri yaygındır. Odasına izinsiz girilmesi, eşyalarının kullanılması, çantasının karıştırılması kişiliğine hakaret sayılır. Hayran olduğu ünlüler onun için fanatiktik derecesinde değerli olabilirler. Öte yandan anne ve baba hiçbirşey bilmeyen, yaşlı, eskimiş düşünceli, gereksiz kişilerdir. Ama onlardan ayrılıp, bağımsızlık kazanmak da o derece zordur.
Bir grubun üyesi olmak, beğenilmek önemli hedeflerdendir. Grupta kalabilmek için uygunsuz davranışlar yapabilir. Kendisiyle çok uğraşır; sivilceleri, masturbasyonları, yeni büyüyen memeleri, menstrüel önemleri, kıllanma düzeyi ile uğraşır. Bunları kabullenmek, anlamlandırmak ve barışmak biraz zaman alır.
Ergenlik Döneminde N ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Ergenlik Nedir
Ergenlik nedir?
Bebeklikteki inanılmaz hızlı değişimin 12-13 yıl sonraki halidir. Çocukluk döneminin ılımlı, tatlı ve şekerliği yerini alan zor bir değişimdir. Kişinin kimlik, kişilik oluşturmaya başladığı ve aileden bağımsız olma düşüncesinin kazanıldığı dönemdir. Kızlarda 10-13, erkeklerde 13-15 yaşlarında ergenlik başlar. 20 ila 24 yaşa kadar devam eder. Genel olarak ergenliğin başlangıcının biyolojik değişikliklerin ortaya çıktığı puberteye (cinsel gelişim) bağlanması konusunda bir görüş birliği varsa da bitiş zamanının net olarak belirlenmesinde güçlükler vardır. Bitiş zamanı için erişkinlikte yani yetişkinlikte gereken rollerin, görevlerin sorumluluğun alınması ve bu konuda çalışılmasını söyleyebiliriz.
Ergenlik başlangıç ve bitiş sürelerinin belirlenmesinde olduğu kadar normal ve anormalliğin belirlenmesinde de güçlük çekilen bir dönemdir. Sizler anne baba olarak bu kadar çok sorunlara boğuşan çocuğunuzla başaçıkmak mı istersiniz, yardımcı ve destek olmak mı? Anne babalık dünyanın en zor görevlerinden biri olduğu gibi ergenlik dönemindeki genci yönlendirebilmek yardımcı olabilmek de o derece zordur.
Ergenlik Nedir
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Ergenliğe Girmiş Çocuğu Buluna ...
Ergenliğe Girmiş Çocuğu Bulunan Anne Baba Neler Yapmalı
Ebeveynlere Öneriler
Mark Twain’in söylediği söz ergenliği oldukça iyi anlatır: “Ben ondört yaşımdayken babam o kadar cahildi ki, yakınımda olmasına dayanamazdım. Ama yirmibirine geldiğimde öyle çok şey biliyordu ki, yedi yılda nasıl öğrendiğine şaştım.” Demek ki bu sorunlu ergenlik dönemi er geç bitiyor. Asla geçmeyecek veya ömür boyu sürecek bir dönem değildir. Elinde olmadan, yaşına uygun bu sorunlarla boğuşan bir gence başka nasıl yardım ederiz?
1. Ergenle yaşanan sorunlarda öncelikli olan ergenlik dönemi ortak sorunlarına aşina olmak ve çocuğu bu şekilde bir daha tanımaya çalışmaktır. Kendinizi çocuğunza karşı sorumlu hissedin ve ergenlik dönemi sorunlarına yönelik bilgi edinin.
2. Ergenle mücadele etmek, yarışmak, iddialaşmak, öğüt vermek faydalı değildir. Hem ergene hem aile ilişkilerine zarar verir. Emir vererek ve buyruklarla ergeni yönlendirmek mümkün değildir. Aile içinde çocuğunuza nasıl davranacağız, iletişim şekliniz, aile kurallarınız gibi konularda ortak kararlar verin. Bu sürece ergeni de katmaya çalışın veya uygun bir şekilde ona anlatın.
3. Ergenlik döneminde ailenin vereceği ilgi, sevgi, destek, sabır ve anlayış sayesinde yetişkinlik döneminde ‘huzurlu, kendisiyle başırık, sorumluluk sahibi’ kişiler yetişir.
4. Aile ve ergen arasında zaman zaman sorunlar çıkması normaldir. Paniğe kapılmaya, aşırı tepki göstermeye, korkunç senaryolar yaratmaya gerek yoktur.
5. Çözüme giden yolda en önemli basamak ergene model olmak, örnek olmaktır. Sorunlu davranışları tespit ettiğinizde çözüm için ne gerekiyorsa önce aile içinde büyükler olarak siz doğru olanı yapın.
6. Sabırlı ve soğukkanlı olmak diğer bir konudur. Ergenlik dönemi geçicidir, sabır gösterilen ergenler ailelerine karşı öfke ve nefret duygularını daha az yaşarlar.
7. Gencin hayatına, özeline ve arkadaş sohbetlerine saygı gösterin. Bunlara müdahale etmek, onunla işbirliği kurmanızda büyük bir engel oluşturur. Çocuğunuzun mesajlarını, postalarını, günlüğünü okumak çoğu zaman sizi endişelendirir. Riskli bir durum yoksa ergenin özel hayatına müdale etmeyin. Adı üstünde delikanlılık döneminde herşeyi daha coşkulu yaşamasını tolere etmeye çalışın.
8. Ergenle yapacağınız sohbetlerin yapısını gözden geçirin. Konu ilgi çekici olsun, şefkatli davranın ve karşı tarafı da dinlemeye hevesli olun. Sorunlu davranışla ilgili konuşurken, ergenin kişiliğine saldırmayın. Sorunu açığa çıkarın ve çözüme odaklanın. Yaşayacağı veya yaşadığı değişikler hakkında anlayacağı şekilde bilgi verin. Cinsel eğitimden çekinmeyin, eğer nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız bir uzmana danışın veya kitaplar kullanın.
9. Eğer çocuğunuzla yaşadığınız sorunlar uzun süredir devam ediyor ve başaçıkamadığınız bir duruma geliyorsa bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin.
Sonuç olarak; ergenlik dönemi bir insanın hayatındaki en önemli dönem noktalarından biridir. Bağımsız, sorumluluk sahibi, kendine güvenen, dürüst, karşısındaki anlayan bir yetişkin olma yolundaki önemli bir adımdır. Sayılı gün çabuk geçer, bir bakacaksınız ki çocuğunuz yetişkin olmuş. Zaman geçerken siz sabır, sevgi, ilgi ve sonsuz kabullenişle çocuğunuza destek olunuz. Aile olarak bu günlerin üstesinden çocuğunuzla beraber geleceksiniz…
Ayrıca Çocuğum Nasıl Bu Kadar Değişti? Ergenlik ve Ergenliğin Temel Ruh Sağlığı Sorunları yazılarına göz atınız…
Uzman Psikolog Meltem Özcüler
Ergenliğe Girmiş Çoc ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
6 Yaşındaki Çocukları Tanıyabi ...
6 Yaşındaki Çocukları Tanıyabilme
Her yaş grubu için ailelerin merak ettiği bazı konular ve genel bazı sorunlar vardır. Çocuk psikolojisi ile ilgili çok değerli kuramlar ve yazarlar bulunmaktadır. Temelde bilgilerimiz, deneyimlerimiz, yaklaşım ve önerilerimiz bu kuramlara dayanır. Okuyacağınız yazıda birebir kuramlar tartışılmamaktadır. Verdiğim seminerlerde gözlemlediğim kadarıyla ailelerin ihtiyaç duyduğu, daha anlaşılır, uygulanabilir önerilerin ve bilgilerin yer almasına dikkat ettim. Detaylı okumalar yapmak isteyen ebeveynler için konu sonunda bazı kaynaklar önerilmektedir.
Çocukta büyüme dönemsel özelliklere sahiptir. Her çocuk için aynı hızda olmasa, o dönem içinde yaklaşık benzer özellikleri göstermesini beklenir.
Çocuğun ırkı, cinsiyeti, geçirdiği hastalıklar, yetiştiği sosyo-kültürel ortam, genetik yapısı ve beslenmesi dönemleri uygun hızla atlatmasına etki edebilir. Eğer 72 aylık çocuğunuz belirtilen alanlardaki çoğu özelliğe sahip olmadığını veya tam tersi bu özellikleri çoktan edindiğini düşünüyorsanız, konuyla ilgili bir uzman psikoloğa veya çocuk ergen psikiyatristine başvurabilirsiniz.
Şimdi ilk önce 6 yaş çocuğunun özelliklerine bakacağız, sonra karşılaşabileceğiniz sorunlardan ve önerilerden bahsedeceğiz. Son konular olarak etkili iletişime ve genel önerilere değineceğiz.
6 Yaş Çocuğum Okula Hazır mı?
En genel bakış açısıyla 6 yaşındaki çocuklar bağımsız ve kendilerine yeterlidir. Günlük rutinlere yardım etmeyi severler. Çok fazla enerjileri vardır ve fiziksel çalışmalardan hoşlanırlar. Övülmeye, desteklenmeye ve cesaretlendirilmeye ihtiyaçları vardır.
Fiziksel olarak çocuk oldukça yeterli hale gelmiştir. Doğum ağırlığına göre yaklaşık 7-8 kat daha ağırdır, boyu doğumuna göre 2 kattan fazladır. Neler yapabilir? Zıplayabilir, atlayabilir, sekebilir ve dengede durabilir. Denge gerektiren oyunlarda, bedenini kullanması gereken etkinliklerde daha beceriklidir. İp atlama kızlarda, top oynama erkeklerde daha yaygındır ve ustaca oynanır. İnce motor becerileri geliştiği için kalem, makas, fırça gibi aletlerle arası oldukça iyidir. Temel çizimleri (kare, üçgen,daire gibi) düzgün şekilde kopyalabilir. Resimlerde kompozisyon oluşturma, hamurdan şekil yapma, kağıttan yaratıcı şekiller katlama gibi etkinlikleri yapabilir.
Özbakım becerilerinde çocuk artık kendi temizliğini yapabilecek düzeydedir. Elini yüzünü yıkar, diş temizliğini yapar, saçını tarar ve toplayabilir. Mevsime uygun kıyafet seçimini yapar ve giyer. Ayakkabısını bağlar, düğmeleri ilikler. Yemek masası hazırlar, basit yemekleri ve atıştırmalıkları kendisi hazırlar ve toplum içinde uygun şekilde yemek yiyebilir. Bu temizlik ve giyinme gibi günlük alışkanlıklarda, sorumluluk verildiğinde yerine getirebilir.
Demek ki artık 6 yaşındaki çocuğunuza sorumluluk verebilir ve bunu yerine getirmesini bekleyebilirsiniz.
Psikososyal gelişimine baktığımızda çocuğun daha sosyal ve uyumlu hale geldiğini söyleyebiliriz. Grup oyunları kurar, sürdürür, bazen lider bazen katılımcı olur. Cinsiyete uygun oyunlar, arkadaşlıklar, kıyafetler ve oyuncaklar seçer. Kızlar anneyle, erkekler babayla özdeşim kurarlar. Kıskançlık, öfke, incinme, mutluluk gibi duyguları bilir, adlandırır ve karşı tarafın hangi duyguyu yaşadığını bilebilir. Sır paylaşmayı ve sır saklamayı becerir.
Artık 6 yaşındaki çocuğunuz, sosyal ilişkiler kurabilir ve yürütebilir.
Bilişsel gelişim, çocuğun düşünme, yorumlama, algılama gibi karmaşık zihinsel süreçlerini anlatır. 1′den 10′a kadar rakamları yazar, 50 ya da 100′e kadar sayar. 15-20 parçalı yap-bozu yapar. Sağını solunu tanır, ama karşısındakinin sağını solunu karıştırabilir. Sınıflama ve sıralama becerileri artmıştır, kavram bilgisi oldukça iyidir. Haftanın günlerini sayar, uzun-kısa, önce-sonra, dün-bugün gibi kavramları yerinde kullanır. Kendi adresini bilir ve tarif eder. 2-3 tane telefon numarasını ezbere bilir. Doğum tarihini bilir, paraları tanır ve basit alışveriş işlerine gönderilebilir. Henüz hayalle gerçeği tam olarak ayırtedemez. Bazen rüyasında gördüğü bir olayı gerçekmiş gibi anlatabilir. Okulda olmayan bir konuşmayı, olmuş gibi anlatabilir. İsmini yazabilir, sık gördüğü tabelaları ve kelimeleri tanır. Benzerlik ve farklılıkları bilir ve resimlerde bulabilir.
Demek ki 6 yaşında, 72 aylık çocuğunuz artık okula gitmeye ve yeni bilgiler edinmeye hazırdır.
Dil gelişimine baktığımızda çocuğun yaklaşık 3000 kelime bildiğini ve dil becerisinin yetişkine yakın olduğunu söyleyebiliriz. Zamanı düzgün olarak kullanır, önce düşünüp sonra konuşmaya başlar. Kullandığı cümlelerde bağlaçlar, zamanlar, şartlar artmıştır. Espri yapar, ilk fıkralarını anlatır. Kendisine söylenen 3 emir cümlesini anlar, sırasıyla yerine getirir. Benmerkezci düşünme dönemi yüzünden hala ‘ben, benim’ kelimelerini daha yoğun kullanır.
Artık 6 yaş çocuğunuz derdini daha iyi anlatabilir ve sizin yapacağınız açıklamaları daha iyi anlar.
Evet, çocuğunuzun fiziksel, dil, bilişsel ve psikososyal gelişim özelliklerine baktığımızda artık okula gitmeye hazır olduğunu söyleyebiliriz.
Uzman Psikolog Meltem Özcüler
6 Yaşındaki Çocuklar ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Ergenlikte Yaşanan Genel Sorun ...
Ergenlikte Yaşanan Genel Sorunlar
Ergenlik yıllarında belli miktarda değişim normal sayılabilmektedir. Ama bu değişim uzun süreli olup, gündelik yaşantıları ciddi miktarda etkileyecek duruma geçerse müdahale etmek gerekir. Kişilikte veya davranışlardaki önemli değişim işaretlerinin gözden kaçırılmaması ve takip edilmesi önemlidir. Bu yazıda depresyon, kaygı ve intihar konularına değinilmektedir.
Depresyon çocukluk döneminde de görülmesine rağmen, ergenliğe geçişte artmaktadır. Depresyon ilgisizlik, zevk alamama, mutsuzluk, karamsarlık, çöküntü, güvensizlik, düşünce ve hareketlerde yavaşlamayla ortaya çıkabilir. Kızlarda depresyon oranı daha yüksektir. Bazı gençlerde, intihar düşünceleriyle çok uğraşma, öfke, hırçınlık, kendini suçlama, kendini değersiz bulma, içe kapanma, ders başarısızlığı ve şiddete yönelmeyle de gözlenebilir. 15 günden daha uzun süren bu şikayetler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu belirtilere ayrıca kilo kaybı, uyku bozuklukları, sosyal ilişkilerde bozulma, gündelik işleri yapamama ve bozulma gibi yakınmalar eşlik ediyorsa mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına danışılmalıdır.
Kaygı bozuklukları ise tedirginlik, kararsızlık, bir işi bitirememe, takıntılı düşünceler, panik ataklar, başarısızlık duyguları, toplum içinde rahatsız olma, grup içinde konuşamama, yalnız kalamama, rezil olma gibi endişe haliyle ortaya çıkar. Liselere yönelik yapılan ve 2000 öğrencinin katıldığı bir çalışmada gençlerin yaklaşık %60′ının ciddi psikolojik sorunlarının olduğunu düşündürmektedir.
İntihar girişimi ise ülkemizde daha az rastlanmakla beraber, 15-24 yaş arası intihar sorununda en riskli dönemdir. Türkiye’de 966 gençle yapılan bir araştırma %25′inin intiharı düşündüğü, %4′ünün ise girişimde bulunduğu tespit edilmiştir. Bazen tam olarak depresyon ve kaygı bozukluğu tanılarını karşılamasa da yaşanan ruhsal zorlanmanın gençleri bu yola ittiği acı bir gerçektir.
Çocuğunuzda şu belirtileri son 1 ay içinde sık şekilde gözlemliyorsanız bir ruh sağlığı uzmanına danışınız. Belirtiler; aşırı kilo kaybetme ve alma, uyku bozuklukları, hızlı ve keskin kişilik değişimleri, arkadaş ortamının birden değiştirilmesi, okuldan sık sık kaçma, notlarda ciddi ve sürekli düşüş, ölmek ve kendine zarar vermekle ilgili imalar, alkol, sigara, ilaç kullanımına yönelik işaretler, kendine- başkalarına zarar verme, çalma, kanuna karşı gelme, kendi içine kapanma, çökkünlük, mutsuzluk.
Ayrıca Ergen Çocuğu Olan Anababalar İçin Öneriler ve Çocuğum Nasıl Bu Kadar Değişti?Ergenlik yazılarına göz atınız…
Uzman Psikolog Meltem Özcüler
Ergenlikte Yaşanan G ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Üniversiteye Yeni Başlayan Bir ...
Üniversite yaşamına geçiş, her ne kadar birçok öğrenci için aileden, sevdiklerinden ayrılmayı gerektirmese de farklı birçok alanda yeni alışkanlıklar edinmeyi ve yeni öğrenmeleri beraberinde getiren zor bir süreçtir. Kimi öğrenci yaşadığı şehirden ayrılmak zorunda kalmadığında bunu bir avantaj gibi düşünüp mutlu olurken kimi öğrenci bunun kendi ayakları üzerinde duramama, kendi üniversite yaşamını belirleyememe ve rahat hareket edememe olarak algılayıp okul değişikliğine bile gitmeyi düşünebilmektedir. Benzer şekilde yaşadığı şehirden ayrılmak zorunda kalan bir öğrenci bunu bir tehdit olarak algılayıp güvenli kişilerarası ilişkiler kuramayıp, kendini üzgün, çökkün ve sürekli geride bırakılanlara yoğun bir özlem duygusu içinde hissedebilirken bir başka öğrenci için de bu durum farklı deneyimler yaşantılama, farklı insanlar tanıma ve yeni öğrenmeler konusunda bir avantaj olarak algılanabilmektedir.
Öğrencinin üniversite yaşamına uyum sorunu ve geride bırakılanlara özlem duygusu üniversitenin ilk günlerinden, ilk birkaç aya kadar görülebilecek bir durumdur. Bazen daha da uzadığı ve bazen de bir uzman yardımının gerektiği durumlar hiç de az değildir.
Neden bazı gençler zor alışır?
Aşağıda belirtilen konulara bağlı olarak bazı gençler yeni hayatlarına alışmakta zorluk yaşarlar.
Ortam değişikliğine bağlı sorunlar;
evden ilk kez ve uzun süreli ayrılıyor olmak, evden ve sevdiklerinden ayrılmış olmak, üniversiteye, yeni bir ortama gelmiş olmak, ilk kez kent ortamıyla tanışmak ya da tanımadığı bir kente gelmiş olmak, gelinen yer ile kültürel yönden ve/veya değer sistemleri açısından farklılık olması,
Alışkanlıklardaki Değişime Bağlı Sorunlar;
yaşam tarzında ve alışkanlıklardaki değişiklikler (yurtta yaşamak vb), çalışma düzenindeki değişiklikler, kendi başına hareket etme alışkanlığındaki değişiklikler,
İlişkilerde Yaşanan Sorunlar;
yeni arkadaş edinmede güçlükler, diğer öğrencilere karşı mesafeli bir tavır takınmak, bulunulan yerde ya da yakınında, dayanışma kurabileceği bir yakınının olmaması,
Üniversite Eğitimine İlişkin Sorunlar;
ders çalışma yönteminin değişmesi, ders yükünün artması, zamanı etkin kullanamamak,
Okula İlişkin Sorunlar;
okula ilişkin beklentilerin gerçekleşmemesi, okulu seçme kararının kim tarafından alındığı,
Aileye İlişkin Sorunlar;
evden ayrılma öncesinde aileyle ilişki biçimi ile ilgili özellikler (aşırı koruyucu yada birbirleriyle yoğun ilişkileri olan bir ailede yetişmiş olmak), aileye olan uzaklık ve görüşme olanağının azlığı.
Bu sorunlar genci nasıl etkiler?
“Bir başına kalmışlık” duygusu içinde sorunlarla başa çıkmaya çalışılır. Sonuçta bu kişiler eğer çabalarını “başarısız” olarak algılarlarsa, kendilik saygısında düşme ve güven duygusunda azalma görülebilir.
Normalde kolayca yapılabilen işler, kişinin gözünde büyümeye başlar ve sanki başa çıkılması olanaksızmış gibi görülebilir.
Bu durum bazı kişilerde çökkünlük ve karamsarlık hali, iç sıkıntısı ve bazı bedensel belirtilerin (baş ağrısı, uyku ve iştah değişiklikleri, hazımsızlık, tuvalet alışkanlıklarında değişiklikler veya çabuk yorulma, halsizlik gibi) ortaya çıkmasına neden olabilir.
Hiçbir şeyden hoşlanmama, isteksizlik, içe kapanma, başkalarının yanında huzursuzluk ve sıkılganlık, çabuk kızma, tepki gösterme ve başkalarına eleştirel yaklaşma gibi durumlara da rastlanabilir.
Bulunulan çevrenin yabancı ve sorunları konuşup-paylaşacak kimsenin olmadığı bir yer olarak algılanması söz konusu olabilir.
Kişi bazen de başkaları tarafından “dışlanıyormuş” gibi hissedebilir.
Bir Uzmandan Ne Zaman Yardım Alınmalı?
Sürekli bir karamsarlık ve çökkünlük hali, isteksizlik, iç sıkıntısı, takıntılı düşünceler vb. varsa,
Sıradan işleri ya da dersleri yapamıyorsa artık bir uzmana başvurmanın zamanı gelmiş demektir. Böyle bir durumda eğitime devam edilen üniversitenin psikolojik destek birimine başvurmak gerekmektedir. Okuldaki danışman öğretim üyesi de bu konuda uzman kişiye yönlendirici olabilir. Ayrıca bir psikolog ya da psikiyatristle görüşmek de yapılabilecek en doğru şeylerden biridir.
Uzman Psikolog Gökçen Gökçe
Üniversiteye Yeni Ba ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Üniversiteye Uyum Sağlama Soru ...
Üniversiteye Uyum Sağlama Sorunu Nasıl Çözülebilir
Umarız aşağıdaki öneriler size yardımcı olabilir. Önerileri uyguladığınız halde sıkıntı duyuyorsanız, bu dönemin birçok genç için sıkıntılı atlatıldığını ve destek aldıklarını unutmayın. Eğer üniversiteye gitmekte zorlanma, isteksizlik, dikkat eksikliği, motivasyon azlığı, baş ve kas ağrıları, uyku ve iştah düzeninde değişiklikler gibi şikayetleriniz varsa bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin.
Uyum Sürecini Daha Rahat Nasıl Atlatabilirim?
- Yaşadığımız duygunun birçok öğrenci tarafından yaşanan ortak bir duygu olduğunu unutmamak,
- Geçmiş deneyimlerimizde kullandığımız çözüm yollarını, şimdiki yaşadığımız sorunlara uyarlamaya çalışmak,
- Özellikle toplu yerlerde kalınıyorsa, daha kıdemli öğrencilerin tecrübelerine başvurmak,
- Üretken olduğumuz alanı bulup, bu alana yoğunlaşmak ve bu alandaki başarılarımızın motivasyonumuzu arttırmasını sağlamak.
- Sosyal ilişkilerde, açık, içten, dürüst, güvenilir biri olabilmek, karşıdaki kişiden ne beklediğimizi kısa ve net cümlelerle ifade etmek.
- Karşımızdaki kişiye kırıldığımızda bunu olayın hemen arkasından daha çok duygu ifadesine yer vererek belirtmek. Örneğin “Beni yarım saat bekletmen çok öfkelendirdi, bir dahaki sefere bu konuda daha özenli davranırsan ilişkimiz daha iyi olur” gibi.
- Dostluk kurmanın ve geliştirmenin zaman gerektirdiğini unutmamak.
- Ayrıldığımız yerdeki sevdiklerimizle ilişkilerimizi canlı tutmaya çalışmak.
- Eğlenmeye ve sevdiğimiz şeyleri yapmaya da zaman ayırmak.
- Beklentilerimizi gerçekçi seviyede tutmak.
- Zamanımızı planlamak ve boş zamanlarımızla çalışma sürelerimiz arasında bir denge kurmak.
- Bazen de işlerin yolunda gitmediğini, umduğumuzu bulamadığımızı, buranın bize göre olmadığını düşündüğümüz anlarda okulu bırakmayı, eve dönmeyi düşünebiliriz. Özellikle bu tarz geri dönüşü olmayan kararlar vermeden önce acele etmemek, kendimize zaman tanımak, belki biraz ortamdan uzaklaşmak, düşünmek gerekebilir.
Bir Uzmandan Ne Zaman Yardım Alınmalı?
Sürekli bir karamsarlık ve çökkünlük hali, isteksizlik, iç sıkıntısı, takıntılı düşünceler vb. varsa,
Sıradan işlerimizi ya da derslerimizi yapamıyorsak artık bir uzmana başvurmanın zamanı gelmiş demektir. Böyle bir durumda eğitime devam edilen üniversitenin psikolojik destek birimine başvurmak gerekmektedir. Okuldaki danışman öğretim üyesi de bu konuda uzman kişiye yönlendirici olabilir. Ayrıca; en yakın sağlık kuruluşundaki bir psikolog ya da psikiyatristle görüşmek de yapılabilecek en doğru şeylerden biridir.
Uzman Psikolog Gökçen Gökçe
Üniversiteye Uyum Sa ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
3-6 Yaş Arasındaki Çocuklarla ...
3-6 Yaş Arasındaki Çocuklarla İletişim Nasıl Kurulmalıdır
Çocuğu Dinleyebilmek
İletişimden bahsederken ilk aklımıza gelen konuşmak olsa da en önemli öğe dinlemektir. Dinlediğiniz ve sadece çocuğa ilgi gösterdiğiniz zaman, ona yüzlerce öğüdü vererek yaptıramayacağınız şeyi yaparsınız. Örnek olursunuz. Eğer siz çocuğa saygı gösterir, sözünü kesmeden dinler, ilgilenir ve değer verirseniz, o da size o şekilde davranmayı öğrenir.
Çocuğu nasıl dinlemeli? Çocuğunuzu dinlerken, amacınız cebinizdeki hazır öğütleri vermek, konuşmasını sürekli kesmek, sıkılmak, sağa sola bakmak, bir yandan başka iş yapmak olmamalıdır. Amacınız o andan zevk almak, paylaşımın tadını çıkarmak, destek olmak, örnek olmak, sevgi ve saygı göstermek olabilir. Her zaman anlatılan konular eğlenceli olmayabilir, ama etkin dinleme yöntemleri kullanarak onun kendini değerli hissetmesini ve iletişim becerilerini artırabilirsiniz. Çocuk anlatırken ‘hmm, evet, anlıyorum, peki başka, daha sonra ne oldu, demek … hissettin’ gibi sözel ifadeler kullanabilirsiniz. Ayrıca ‘başı hafifçe yana eğme, dokunma, kucaklama, göz teması kurma ve başla onaylama’ gibi vücut ifadeleri konuşmanın devam etmesini sağlar.
Ona duygularını ifade etmekte destek olabilirsiniz…’demek arkadaşın sana vurunca üzüldün…’
Ona çözemediği konularda yardımcı olabilirsiniz…’kardeşin senin eşyanı aldığında, hayır diyebilirsin…’
Onun özgüvenini artırmada yardımcı olabilirsiniz…’ben de küçükken adımı söylerken heyecanlanırdım, hadi seninle biraz soru sorma oyunu oynayalım…’
Onun kendini anlatmasını, ifade becerisini artırabilirsiniz…’anladığım kadarıyla bugün okuldaki yemeği sevmedin, peki bu konuda ne yapabiliriz?…
Onun kendini değerli hissetmesi için etkin dinleme yöntemlerini uygulayabilirsiniz…
Çocukla Konuşabilmek
En öncelikli olarak konuşma zamanına ve fiziksel ihtiyaçlara dikkat etmek gerekir. Yemekten önce, uykusuzken, yorgunken, okuldan alır almaz, başkalarının yanında önemli konuları gündeme getirmenin hiç bir yararı olmaz. Tok, dinlenmiş, ailesiyle hasret gidermiş, düzenini sağlamış çocukla daha rahat konuşulur.
Genelde alışkın olduğumuz gibi öğüt, emir, vaaz, eleştirme, tanı koyma, teskin etme yerine; amacımız dinlemek, anlamak, yardımcı olmak, destek olmak olabilir.
Cümleleri kurarken henüz 3-6 yaş arası bir çocukla konuştuğumuzu defalarca hatırlamamız gerekebilir. Kurulan çok uzun cümleler, imalar, kıyaslar, benzetmeler bazen onun için anlamsız olabilir. Daha kısa, net ve imasız konuşmamız daha etkili olur.
Koyacağımız kuralların gerçekçi olması gerekmektedir. Her gün yatak toplamasını, diş fırçalamasını ve arkadaşlarıyla kesinlikle kavga etmemesini istemek pek gerçekçi olmaz. Henüz bu konularda sizin desteğinize ve hatırlatmanıza bazense yardımınıza ihtiyaç duyar.
Ayrıca ‘3-6 Yaş Çocuklarla İletişimi Öğreniyorum’ yazısını da okuyabilirsiniz.
Uzman Psikolog Meltem Özcüler
3-6 Yaş Arasındaki Ç ...
Kategori:
Çocuk ve Ergen Eğitimi
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Müdür Müdür Yardımcılığı Atama ...
Yönetici atamalarının duyurusunu bazı il MEM leri yayınlamaya başladı.Bunlardan bazıları
1- Elazığ
2- Çanakkale
3- Çankırı
4- Muğla
5- Gaziantep
6- Ardahan
7- Kütahya
8-Kars
9-Denizli
Müdür Müdür Yardımcı ...
Kategori:
Meb Özlük
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
İlk Abdest ve İlk Namazın Kılı ...
İlk Abdest ve İlk Namazın Kılınışı
Peygamberimiz, Hiradan döndügü ve Mekke´nin yukari tarafinda bulundugu sirada Cebrail Aliyhisselam, gelip vadinin bir kösesinde ökcesini yere vurdu.
Oradan, bir su kaynadi.
Cebrail Aleyhisselam, ondan Abdest aldi.
Peygamberimiz,Cebrail Aleyhisselamin Abdest alisina bakiyordu.
Cebrail Aleyhisselam,Namaz icin nasil Abdest alinip temizlenilecegini görsün diye,yüzünü dirseklerine kadar ellerini yikadi.
Agzini, su ile calkalandi.
Burnuna, su cekti, ve ona,Abdest almayi,Namaz kilmayi ögretti.
Peygamberimiz de hanımı hazreti Haticeye, Cebrailin öğrettiklerini öğretti.
İlk Abdest ve İlk Na ...
Kategori:
Tarih
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Verakanın Yanına Gidiş
Verakanın Yanına Gidiş
Peygamberimiz, yüce Allah tarafindan, Cebrail Aleyhisselamin getirip teblig ettigi Risalet vazifesini kabul ederek evine dönerek, hic bir agaca ve tasa rastlamadiki, kendisini selamlamasin!.
Peygamberimiz,yüregi titreyerek eve gelip,Beni örtünüz!,beni örtünüz!buyurdu.
Kalkinca, hazreti Haticeye basindan gecen olaylari anlatti.
Hazreti Hatice de onu alip Hiristiyanliga girmis olan,Veraka b.Nevfel´in yanina götürdü.Ona, Ey Amucamin oglu! Dinle bak! Kardesiyin oglu,ne söylüyor!
Veraka!´´ Ne gördün kardesimin oglu?´´ diye sordu.
Peygamberimiz;gördüklerini,isittiklerini,haber verince,Veraka:´´Senin bu gördügün,Allah tarafindan Musa Aleyhisselama indirilmis olan Namusul-Ekber´dir.
Ah Keske, kavminin,Seni (yurdundan)cikaracaklari zaman,ben,sag ve genc, dinc olsaydim!´´ dedi.
Peygamberimiz´´ Onlar, beni cikaracaklarmi ki? !´´ diye sordu.
Veraka ´´Evet! Cikaracaklardir.
Cünkü, senin gibi, bir sey getirmis kimse yoktur ki, düsmanliga ve iskenceye ugramasin! Eger, ben, Senin davet günlerine yetisirsem, Sana,son derece yardim ederim!´´ dedi.
Cok gecmeden de, vefat etti.
Verakanın Yanına Gid ...
Kategori:
Tarih
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Hz Muhammede İlk Vahiyin Geliş ...
Hz Muhammede İlk Vahiyin Gelişi
Muhammed (A.S), kırk yaşına gelince, Allah(C.C) onun kerametini açıklamayı ve kullarına,onunla rahmet etmeyi dilediği zaman,Kendisine, ilk vahiy ve peygamberlik baslangıcı,uykuda Sadık rü'yalar görmekle olmuştur.
Peygamberimiz, altı ay bu hal üzere kaldı.
Yüce Allah, bu altı Ay içerisinde Peygamberine, Uykuda, sonrada uyanık Vahiy etti.
Peygamberimiz, her yıl, Ramazan ayında Hira dağında bir ay itikafa girer,Kureyşilerin yapageldikleri gibi, yanına gelen yoksullara yemek de yedirirdi.Peygamberimiz, kavminin sürü sürü putlara tapıp durduklarını gördükce,onlardan uzaklaşmayı, Halvet ve Uzlete çekilmeyi özler, Hira dağına girer,Halvet ederdi.
Peygamberimiz (A.S),yüce Allah tarafından Peygamber olarak gönderilecegi ve ilahi rahmetin, kullari, onunla ihsan olunacağı gün, gelmis bulunuyordu.
Peygamberimiz; Ramazan ayının on beşinci cumartesi ve on altıncı pazar gecelerinde, Hira mağarasında uyuduğu bir sırada,Rüyasında, Vahy meleği Cebrail (A.S) atlastan bir kab içinde bir kitapla gelip Peeygamberimize OKU dedi.
PeygamberimizNeyi okuyayım? diye sordu.
Cebrail,Peygamberimizi,nefesi kesilinceye kadar,sıktı
Peygamberimiz,kendisini ölecek sandı.
Bundan sonra,Cebrail (A.S),bırakıp Peygamberimize, OKU! dedi.
Peygamberimiz Neyi okuyayım? diye sordu.
Cebrail Aleyhisselam,Peygamberimizi,tekrar,nefesi kesilinceye kadar sıktı.
Peygamberimiz, kendini ölecek sandı.
Sonra, Cebrail Aleyhisselamın sıkmasından kurtulmak icinNeyi okuyayım? diye sorduğu zaman, Cebrail Aleyhisselam, Alak suresinin başındaki beş ayeti okudu.
Peygamberimiz de, onları, okudu.
Cebrail Aleyhisselam, ayrılıp gittiği ve Peygamberimiz,uykudan uyandığı zaman, o ayetler,, sanki,bir kitap olarak Peygamberimizin kalbine yazılmış gibi idi.
Peygamberimiz, mağaradan ayrılıp Hidra dağının ortasına geldiği zaman,gökten,bir ses isitti ki: Ya Muhammed! Sen, Allahin Resulusun! Ben,Cebrailim ! diyordu.
Peygamberimiz,basini kaldirip bakinca, Cebrail Aleyhisselam'i ayaklarini,gögün ufukuna basmis bir insan suretinde gördü!.
Ya Muhammed! Sen, Allahin Rasulüsün!Ben, Cebrailim! Diyordu.
Peygamberimiz,duraklamis, Ona, baka kalmisti.
Ne bir adım ilerliyebiliyor,ne de,gerileyebiliyordu!
Eve döndügünde ,gördüklerini hazreti Haticeye anlatti,hazreti Hatice,Sana Müjdeler olsun!
Yüce Allah sana ,hayirdan baska bir sey yapmaz.!diyerek onu teselli etti.
Hz Muhammede İlk Vah ...
Kategori:
Tarih
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Hazreti Muhammed Kimdir
Hazreti Muhammed Kimdir
Hz. Muhammed (s.a.v.), Mekke’nin soylu Haşimoğulları ailesinden gelir.
571 yılında Mekke’de doğmuştur. Annesinin adı
Amine, babasının adı Abdullah’ tır. Hz. Muhammed daha doğmadan babası öldü. Yetiştirilmesini dedesi
Abdülmuttalip üzerine aldı ve torununa o zamana kadar kimseye verilmemiş olan Muhammed adını verdi. Mekke önde gelenlerinin çocukları, saf çöl arapçası ve törelerini öğrenmeleri için genellikle dışarıdan tutulan sütannelerle yetiştirildiklerinden, Muhammed de aynı amaçla o sıralarda Mekke’ de bulunan Beni Sa’d kabilesinden Halime adlı bir kadına teslim edildi. Muhammed’i ondan önce Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe emzirmişti. Muhammed, beş yaşına kadar Halime’nin yanında kaldıktan sonra annesine döndü. Yakınlarının ve kocasının mezarlarını ziyaret etmek üzere Medine’ye giden annesi, Muhammed’i de yanında götürdü; ancak dönüşte yolda öldü. Cariyeleri Ümmü Eymen Muhammed’i Mekke’ye getirip dedesi Abdülmuttalip’e teslim etti. Dedesi, yetiştirmesi için onu, oğlu Ebu Talip’e bıraktı.
Ebu Talip ona çok iyi baktı. Hz. Muhammed’in anlattığına göre yengesi de kendisine çok iyi davrandı; çocukları aç olsalar bile önce onu doyurdu. Hz. Muhammed “O, benim annem gibiydi.” der.
Muhammed, dokuz yaşındayken amcası, ticaret yapmak için gittiği
Suriye’ye onu da götürdü.
İslam kaynaklarında, konakladıkları Busra kasabasında bir rahibin, O’nun peygamber olacağını haber verdiği rivayetleri yer alır. Muhammed on yedi yaşındayken de amcası Zübeyr ile Yemen’e gitti. Bu geziler, bilgi ve görgüsünü artırmasının yanı sıra ruhsal yapısının gelişmesinde de etkin rol oynadı. Bu arada da amcaları ile birlikte Kureyş ve Kays kabileleri arasındaki Ficar Savaşı’na katıldı. Ticaretle olan ilgisi Hatice ile tanışmasına neden oldu ve onun sermayesi ile ticarete başladı. Suriye’ye yaptığı ilk seferde çok kazanç elde etti. Dürüstlüğü ile Hatice üzerinde iyi bir izlenim bıraktı ve sonunda onunla evlendi. Evlendiklerinde Muhammed 25, Hatice ise 40 yaşındaydı. Muhammed çevresinden gelen dinsel görüş ve uygulamalarla ilgilenmedi. Kendisi, aynı dönemde herhangi bir puta tapmamakla birlikte, başkalarının tapınmalarına da karşı çıkmadı. Onun bu dönemdeki tutumu Kuran’da “...oysa, vahiyden önce, kitap nedir, iman nedir sen bilmezdin” (XLII, 52) ve “Tanrı seni yorulmuş halde buldu ve doğru yola yönlendirdi.” (XCIII, 7) ifadeleriyle açıkça gösterilir. Bununla birlikte, gerek kendi ülkesinde, gerekse gezip gördüğü ülkelerdeki toplumlarda dinsel inanç ve ahlak bakımından gözüne çarpan büyük çöküntü, sapkınlık ve bozulmalar, yaradılışı dolayısıyla kendisini topluma yabancı kabul etmeyen ve onun her türlü derdini dert, sorununu sorun edinen Muhammed üzerinde çok derin izler bıraktı ve onu bu konularda uzun uzun düşünmeye sürükledi. Nitekim, peygamber olmadan önce bu sorunlara çare bulmak amacıyla toplumdan uzaklaşıp Mekke’nin yaklaşık 6 km kuzeyinde bulunan Hira dağındaki bir mağaraya çekilmeyi ve ramazan ayını burada geçirmeyi adet edindi. Bu mağaraya kaç yıl gidip geldiği bilinmemektedir. 40 yaşındayken
610 yılında, büyük bir olasılıkla ramazan ayının 26’sını 27’sine bağlayan gece (Kadir gecesi), kendi toplumunun puta taparlığı ile hristiyanlık ve musevilik gibi, tek tanrıcı dinlerin de sapkınlıklara uğradığını saptayıp bunlara ne gibi bir çare bulunabileceğini düşünürken, olağanüstü bir ruhsal duruma ulaştığı sırada Cebrail adlı melek geldi ve Hz. Muhammed’e “oku!” dedi. O da, “okumasını bilmem, ne okuyayım?” dedi. Bunun üzerine
Cebrail, Hz. Muhammed’i sıkarak, yine “oku!” dedi. Hz. Muhammed tekrar okuması olmadığını söyleyince, Cebrail onu sararak aynı şekilde sıktı ve geri salarak “oku!” dedi. Hz. Muhammed’den aynı cevabı alınca: “Ey Muhammed! İnsanı bir kan damlasından yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku! İnsana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” Cebrail bunları söyledikten sonra gitti. Hz. Muhammed, dehşet içinde uyandı. Sanki kalbine bir kitap işlenmişti.
Bu şekilde Hz. Muhammed’e ilk vahiy gelmiş, peygamberlikle görevlendirilmişti. Cebrail’in getirdiği bu ilk ayetlerin ilahi tesirinde, dehşet ve hayrete düşmüş olan Hz. Muhammed, hemen evine dönmek üzere yerinden kalktı. Vücudunu korku ve heyecan kaplamıştı. Öyle bir havaya bürünmüştü ki, bir an için: “Acaba cinler mi çarptı, acaba şair mi oluyorum?” diye aklından geçirdi. O anda Cebrail: “Ey Muhammed, sen Allah’ın Resulüsün!” dedi. Hz. Muhammed mağaradan çıkmış, hafif adımlar atıyordu. Her adım atışında, binlerce ses: “Ey Muhammed selam olsun! Ya Resulullah, sana selam olsun!” diyordu. Her defasında geriye dönüyor, taş ve ağaçlardan başka bir şey göremiyordu. Dağın ortasında yine Cebrail göründü. Ufuk ile sema arasını kaplamıştı. Hz. Muhammed, olduğu yerde durdu; ne bir adım ileriye ne de geriye atabiliyordu. Cebrail’in heybetine dalmıştı. Cebrail konuştu: “Sana selam olsun ey Muhammed! Sen Allah’ın Resulüsün! O’nun peygamberisin!” Cebrail bu sözleri söyledikten sonra kayboldu. Hz. Muhammed, hala olduğu yerde duruyordu. Ona peygamberlik verilmişti. Allah onu kendi Peygamberi, Resulü yani insanlara elçi olarak seçmişti. Yoğun bir ruhsal gerilimin ardından, kesin olarak inandığı bu gerçeği yakınlarına duyurmaya başladı. Gelen bu ilk vahiy üzerine, peygamberliğini ilk olarak Hatice’ye bildirdi. Hatice de durumu akrabası Varaka’ya açtı. Bir süre vahiy kesildi. Çok geçmeden, onu doğrudan doğruya göreve çağıran “...Kalk, insanlara tuttukları yolun kötü olduğunu bildir, Rabbini ulu tanı ve yüce tut. Üstünü dünya kir ve pasından temizle, putları terk et!” ayeti (LXXIV, 1-5) indi.
Hz. Muhammed’inİislam dinine çağrısına ilk uyan, eşi Hatice oldu. Onu amcası Talip’in oğlu Ali, azatlı kölelerden Zeyd bin Harise ve
Ebu Bekir izledi. Bir süre yine vahiy kesildikten sonra on bir ayetten oluşan Duha suresi (XCIII) indi. Bu surede, Tanrı’nın Hz. Peygamber’i yalnız bırakmadığı, yetimken barındırdığı, bu nedenle yoksullara yardım edilmesi ve iyi davranılması gerektiği üzerinde duruldu. Bu dönemde islam dinini kabul edenlerin büyük bir çoğunluğu üst düzeyden, mal ve canlarını vermekten çekinmeyen kişiler oldukları halde, dinlerini gizlemek zorunda kaldılar. Belli bir süre sonra Hz. Peygamber önce akrabalarını, ardından Safa tepesine çıkarak tüm Mekke halkını açıktan açığa müslüman olmaya çağırdı. İlk müslümanlar çok ağır hakaret ve işkencelere katlanmak zorunda kaldılar.
Hz. Muhammed’in halkı müslüman olmaya çağrısı, bulundukları mevki ve ellerindeki güçleri yitirebilecekleri kaygısıyla müşrikleri tedirgin etti. Kabe’den putların kaldırılmasının, ticareti engelleyeceği ve birtakım alışkanlıklara son verileceği için büyük tepki ile karşılandı. Bir bölük müslüman, kendilerine yapılan işkenceler artınca Habeşistan’a (Etyopya) göç etmek zorunda kaldı. İki dalga halinde göç edenler, bir süre sonra Hz. Peygamber’in Mekkeli müşriklerle anlaştığı yolunda aldıkları bir haber üzerine geri döndülerse de Mekke’ye geldiklerinde bunun doğru olmadığını öğrenince yeniden gittiler. Bu arada Ömer ve Hamza’nın müslümanlığı kabul etmeleri müslümanların moral ve cesaretlerini artırdı; Kabe’de açıkça namaz kıldılar. Hz. Muhammed’in, amcası Ebu Leheb dışındaki akrabalarından yardım görmesi ve Mekke önde gelenlerinden bazılarının müslüman olmaları, müşriklerin tepkilerini daha da artırdı. Hz. Peygamber, eşi Hatice ve amcası Ebu Talip’in ölmeleri üzerine Mekkeliler’in müslüman olmaları konusunda ümitsizliğe kapılarak Taif’e yerleşmek istedi. Ancak burada tepki daha da büyük oldu ve Hz. Muhammed geri dönmek zorunda kaldı. Tüm bu olaylara karşın, peygamberliğine olan inancı, düşüncelerini sürekli yaymasını sağladı. Bu inancından cesaret alarak din alanındaki çalışmalarını Mekke dışına taşımaya yöneldi. Hac mevsiminde Mekke’ye gelen Medineliler ile anlaştı. Medineliler, dinsel bir vaizden çok, kabile savaşlarında kendilerine önderlik edecek birini arıyorlardı. Hz. Peygamber’de bu iki niteliğin de bulunduğu, Hicret’ten (622) sonra anlaşılacaktı.
Hz. Muhammed,
Medine’ye gitmeden bir süre önce,
Miraç olayı meydana geldi: Kuran’da ve hadislerde verilen bilgilere göre bu gecede, Hz. Peygamber, Cebrail’in eşliğinde, önce
Mescid-i Aksa’ya gitti. Orada,
Hz. İbrahim,
Hz. Musa,
Hz. İsa ve diğer peygamberlerden bazılarıyla karşılaşarak, onlarla görüştü. Sidretu’l-Münteha’da, kendisine gösterilmek istenen Allah’ın ayetlerini gördükten sonra, aynı gecede Mekke’ye döndü. Bu semavi gece yolculuğunda, Hz. Peygamber’e
Cennet ve
Cehennem ve bu ikisine girenlerin hali gösterildi. Bu yolculuk esnasında, diğer bazı hükümler yanında beş vakit namaz da farz kılındı.
Hz. Peygamber Mekke’ye dönünce, bu yolculuğunu anlattı. Bunun üzerine Kureyş, daha da alay etmeye başladı. Hatta Hz. Ebu Bekir’e giderek dediler ki: “Senin adamın dün gece
Kudüs’e, oradan da semaya çıkıp tekrar Mekke’ye döndüğünü söylüyor, ne dersin?” Hz. Ebu Bekir de: “O dediyse doğrudur!” dedi. Fakat inanmayanlar, yine alay ediyor, inkarlarına devam ediyorlardı.
Hz. Muhammed, bir hac mevsiminde Akabe’de Yesribliler (Medineliler) ile görüştü. Medinelilerden, önce altı, sonra on iki kişi müslüman oldu. Medineliler İslam’ı kabul edip memleketlerine döndüler ve İslam’ı anlatmaya başladılar. Ertesi yıl aynı yerde yetmiş üç erkek, iki kadın Medineli müslüman, Hz. Peygamber Medine’ye gelip bu kente yerleşirse kendisini koruyacaklarına söz verdiler. Bu anlaşma Mekke’de öğrenilince müslümanlara baskı ve zulüm daha da arttı ve müslümanlar büyüklü küçüklü topluluklar halinde Medine’ye göç etmeye başladılar. Medine’nin, Mekke ticaret yolu üzerinde bulunması ve burada müslümanların giderek çoğalması, Mekkeliler’in çıkarlarına aykırı düştü; bu nedenle müslümanların Medine’ye göç etmelerine engel olmaya çalıştılar.
Müslümanlığa karşı olan Mekkeli müşrikler, her türlü baskıyla, Hz. Peygamber’i davasından vaz geçiremeyince ve Mekke dışında, yani Medine’de müslümanların giderek kuvvetlendiğini görünce; durumun kendileri için tehlike yaratacağı düşüncesiyle, o zaman Kabe’ye yakın bir yerde bulunan Daru’n-Nedve dedikleri meclislerinde toplanarak meseleyi görüşmeye başladılar.
Görüşler, İslam denen hareketin hızla büyüdüğü ve Muhammed’in bu çalışmalarını durdurmak gerektiği merkezinde birleşiyordu; puta taparlık tehlikeye girmişti ve İslam, Mekke’nin düzenini bozabilecek güçteydi. Mekke’nin ileri gelenleri bu kararı alınca, nasıl hareket edecekleri ve hangi yöntemleri uygulayacakları konusunda görüşmeye başladılar. İlk önce şu görüş ortaya atıldı: “Muhammed’i prangaya vurup hapsedelim!” Bu kabul edilmeyince: “Onu memleketimizden sürgün edelim; ne hali varsa görsün!” denildi. Bu görüş de kabul edimeyince, azılı İslam düşmanı Ebu Cehil atılarak: “Benim görüşüme göre, onu öldürmekten başka çaremiz yoktur. Bunun için de, her kabileden birer genç seçelim. Her birine de birer keskin kılıç verelim. Bunların hepsi birden, kararlaştırdığımız yer ve zamanda Muhammed’i pusuya düşürerek öldürsünler; biz de ondan kurtulalım! Böyle olursa, onun kan davası bütün kabilelere düşeceğinden ve ailesi olan Benu Abdi Menaf, herkese savaş açamayacağından, diyete razı olurlar, biz de diyetlerini veririz!” dedi. Bu görüş kabul edildi.
O gece suikastçiler, Hz. Muhammed’in evini sararak, onu öldürmek için uyumasını beklediler. Cebrail, onların oyununu Hz. Peygamber’e bildirdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed, evden kaçarak Hz. Ebu Bekir’in evine gitti. Hz. Muhammed hicret için geldiğini söyleyince, Ebu Bekir sevinçten ağlamaya başladı.
Hz. Muhammed, Ebu Bekir’in evinde bir süre oturduktan sonra beraberce, Mekke’nin güneybatısında bulunan Sevr dağındaki mağaraya hareket ettiler.
Mekkeliler, Hz. Peygamber hicret edecek olursa, bir kısmı İslam’ı kabul etmiş olan Medine’ye gideceğini biliyorlardı. Hz.Muhammed, bunu düşünerek, kuzeydeki Medine yoluna değil, Mekke’nin güneybatısına düşen Sevr dağına hareket etti.
Hz. Muhammed, Hz. Ebu Bekir ile Sevr mağarasında üç gün geçirdi. Mağaraya önce Hz. Ebu Bekir girmiş ve içinde akrep, yılan gibi zehirli hayvanların olup olmadığını yoklamıştı. Bu kontrolden sonra Hz. Peygamber içeri girdi.
Hz. Muhammed’in hicret ettiğini öğrenen Mekke Hükümeti, her tarafa asker seferber etmiş, onları bulup getirene yüz deve ödül vadetmişti.
Hükümet askerleri ve Ebu Cehil her tarafta Peygamber ve sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir’i arıyordu. Nihayet askerler Hz. Ebu Bekir’in evine gelince Ebu Bekir’in kızı Esma, onlara Ebu Bekir ve Hz. Muhammed’in nerede oldukları konusunda birşey söylemedi. Bunun üzerine Ebu Cehil Esma’ya şiddetli bir tokat attı.
Bu sırada Mekkeliler, her tarafta Hz. Muhammed’i arıyordu. Hatta becerikli bir iz sürücüsü, Mekke askerlerini Sevr mağarasına kadar getirmişti. Ancak bu sırada bir mucize olmuş ve bir örümcek, mağaranın ağzına ağ örmüştü. Askerler mağaranın yanına gelince, Hz. Ebu Bekir endişenmeye başladı. Hz. Muhammed, onu teselli ediyordu: “Tasalanma, Allah bizimle beraberdir.” Bu sırada askerler, mağara girişindeki örümcek ağını görünce içeride kimse olamayacağını düşünerek çekip gittiler.
Hz. Muhammed ve Hz. Ebu Bekir 20 Eylül 622’de, Medine yakınlarındaki Kuba’ya ulaştılar. Hz. Peygamber, tekbir ve ilahilerle karşılandı; Kuba’ya varır varmaz Kuba Mescidi’ni inşa ettirdi. Burada Külsüm bin Hedm’e konuk oldu. Hz. Muhammed, on gün dinlendikten sonra, yanında bulunan ashabı ile beraber Medine’ye hareket etti. Bu sırada Hz. Ali de Kuba’ya vardı.
Hz. Muhammed Medine’de, Beni Salim mahallesinde
Cuma namazını kıldı ve ilk hutbesini verdi. Medine’de
Ebu Eyyub el-Ensari’nin konuğu oldu. Buraya gelmeden önce devesinin ilk çöktüğü yerde bir mescid ve kendi ailesinin kalması için mescide bitişik odalar yaptırdı. Sonraları, Hz. Peygamber’in ailesi genişlediçe bu odaların sayıları arttı. Mescidin bir yanına da barınaksız kişilerin kalabilmeleri için “suffe”adı verilen bir yer yapuldı. Aynı zamanda islam dünyasının ilk yatılı okulu sayılan bu yurtta kalanlara “Eshab us-suffe” denildi.
Medine halkı, dinleri uğruna
Mekke’den göçenlerden (muharicun) ve bunlara yardımcı olduklarından dolayı ensar adını alan yerli halk (Evs ve Hezrec kabileleri) ile Yahudiler’den oluşuyordu. Bunlar arasında birlik sağlamak oldukça güçtü. Medine sınırları yakınlarında Heyber vb. yerlerde yaşayan Yahudiler, varlıklı kişiler olduklarından, çevre üzerinde etkiliydiler. Evs ve Hezrec kabileleri arasındaki geleneksel düşmanlığın yeniden alevlenme olasılığı da vardı. Ayrıca ensar ile muharicunu kaynaştırmak, çözülmesi gereken bir sorundu. Hz. Muhammed, bütün bu kesimleri birleştirip bağdaştırmak amacındaydı. Ancak her şeyden önce çok yoksul olan göçmenlerin durumlarının düzeltilmesi gerekiyordu. Hz. Peygamber muhacirleri ensar ile kardeş ilan ederek, ensarın onlara yardım etmesini sağladı. Yahudiler ile açılan aralarını düzeltmek için bu kavmi, hıristiyan ve müşrikleri de müslümanlarla birlikte içine alan Medine kent devletini kurdu. Bu kesimlerin hak ve yükümlülüklerini saptayan 47 maddelik bir tür anayasa benimsendi. 10 muharrem oruç ve barış günü, Kudüs de kıble olarak kabul edildi. Daha önce farz kılınan, ancak Hz. Peygamber’in açıkça uygulayamadığı Cuma namazının bundan böyle toplu olarak kılınması emredildi.
Kendi dinleri ile birçok benzerlikler göstermesine karşın, Yahudiler müslümanlığa karşı çıktılar. Hz. Peygamber onlara, İslam dininin kendinden önceki peygamberlerin söylediklerine uygun ve onların da bildirdiği, dolayısıyla onların dininin devamı olan bir din olduğunu ifade etti. Yahudiler yine de İslam dinine ve müslümanlara karşı olumsuz tutumlardan vazgeçmediler. Medine’de Hz. Peygamber’e karşı olanlar yalnızca bunlar değildi; bir de münafıklar, yani müslümanlık perdesi altında Hz. Muhammed ve çevresindekilere karşı olan iki yüzlüler vardı.
Hz. Peygamber, musevilik ve hıristiyanlığı din olarak tanımakla birlikte, dönemindeki musevi ve hıristiyanların bu dinleri bozduklarını belirterek, onları yeniden tevhit dinine çağırdı.
Hicret’in ikinci yılında (
624) Kudüs yerine, Mekke kıble olarak kabul edildi. Müslümanlar hac farizasını yerine getiremediklerinden, kurban, musalla denilen açık alanda kesildi; ertesi yıl ise ramazan ayı, oruç ayı olarak kabul edildi ve hac farz kılındı.
Hazreti Muhammed Kim ...
Kategori:
Tarih
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
İslamda Fil Vakası Nedir
İslamda Fil Vakası Nedir
Fil Vakası Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamın doğmasından iki ay kadar önce, Mekke yakınlarında vuku bulan bir hadise. Habeş Hükümdarı Necaşi’nin Yemen’de Ebrehe adında bir valisi vardı. Ebrehe, Kabe’nin insanlar tarafından akın akın ziyaret edilmesine mani olmak için Bizans kralının da yardımıyla San’a’da büyük bir kilise yaptırdı. Bu kiliseye Kuleys adını verdi. Necaşi’ye bir mektup yazarak, bu kilisenin Araplar için ziyaret yeri olacağını, kimseyi Kabe’yi ziyarete göndermeyeceğini bildirdi.
Araplar ise eskiden beri Kabe’yi ziyaret ettiklerinden, Ebrehe’nin yaptırdığı kiliseye hiç itibar etmediler. Hakaret gözüyle baktılar. Hatta içlerinden biri kiliseyi kirletti. Bu hadiseye kızan Ebrehe, Kabe’yi yıkmaya karar verdi. Bu maksatla büyük bir ordu hazırlayıp, Mekke üzerine yürüdü. Ebrehe’nin ordusu Mekke’ye yaklaşınca, Kureyş’in mallarını yağma etmeye başladı.Abdülmuttalib’e ait iki yüz deveye de el koymuşlardı. Abdülmuttalib, Ebrehe’ye gidip develerini istedi. Ebrehe: “Ben sizin mukaddes Kabe’nizi yıkmaya geldim. Sen onu korumak istemiyorsun da develerini mi istiyorsun?” dedi. Abdülmuttalib: “Ben develerin sahibiyim. Kabe’nin elbette sahibi vardır. Onu, O korur.” dedi.
Ebrehe; “Bana karşı onu koruyacak yoktur!” dedi ve Abdülmuttalib’e develerini verip, gönderdi. Sonra Kabe’ye doğru ordusuna hareket emrini verdi. Ebrehe’nin ordusunda, önde yürütülen ve böylece zafere kavuşulacağına inanılan “Mahmud” adında bir fil vardı. Ebrehe, Kabe’ye yönelince, bu fil yere çöktü ve yürümez oldu. Halbuki Yemen’e çevrilince, koşarak gidiyordu. Böylece, Mekke’ye yaklaşıp hücuma gücü yetmeyen Ebrehe’nin ordusu üzerine, Allahü teala, Ebabil, yani Dağ Kırlangıcı denilen kuşlardan bir sürü gönderdi. Bu kuşların her biri, biri ağzında ikisi de ayaklarında olmak üzere nohut veya mercimek büyüklüğünde üçer taş taşıyorlardı. Bunları Ebrehe’nin ordusu üzerine bıraktılar. Taşlar, askerlerin, başlarından itibaren vücutlarını dikine delip geçiyordu. Taşa hedef olan her asker, derhal ölüyordu. ayet-i kerimede de bildirildiği gibi, ordu, yenilmiş ekin yaprağı gibi oldu. Bu durumu gören Ebrehe, telaşlanarak kaçmak istedi. Fakat kaçamadı. Ona da isabet etti. Kaçtıkça, etleri parça parça dökülerek öldü. Bu vak’a, Kur’an-ı kerimin Fil suresinde mealen şöyle bildirilmiştir:
“(Ey Resulüm! Kabe’yi tahrib etmek isteyen) fil sahiplerine (fillerle techiz edilmiş Ebrehe ordusuna), Rabbinin nasıl muamele ettiğini görmedin mi? Onların (Kabe-i muazzamayı tahrib etmek şeklindeki) hilelerini, boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine, sürüler halinde kuşlar gönderdi. O kuşların her biri onların üzerine, çamurdan yapılmış ve ateşte pişirilmiş taş atarlardı. Nihayet Allahü teala onları, güve yemiş ekin yaprağı gibi, yok ediverdi.”
Fil vak’asının vuku bulduğu seneye Araplar Fil Senesi demişlerdir. Bu hadiseden elli üç gün sonra, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam Mekke’de doğdu.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
İslamda Fil Vakası N ...
Kategori:
Tarih
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
İslamdan Önce Cahiliye dönemi
İslamdan Önce Cahiliye dönemi
hak dinlerin, yâni peygamberlerin (aleyhimüsselâm) bildirdikleri doğru yolun unutulduğu devir. Husûsî mânâda Îsâ aleyhisselâmın dîninin doğru şeklinin unutulmasından, İslâmiyetin gelmesine kadar olan bozuk dönem. İslâmiyetten önceki Arabistan’ın durumu.
Câhiliye devrinde yeryüzünde bulunan bütün milletler Allahü teâlâyı unutmuş, huzur ve saâdetin kaynağı olan tevhid (Allahü teâlânın birliği) inancı ortadan kalkmıştı. Mûsâ aleyhisselâmın getirdiği din unutulmuş, Tevrât’ın aslı değiştirilmişti. İsrâiloğulları birbirlerine düşmüştü. Daha sonra Îsâ aleyhisselâmın getirdiği hakîkî nasrâniyet de büsbütün bozulmuş, aslı ile hiçbir alâkası kalmamıştı. Teslîs, yâni üç tanrı fikri kabul edilmişti. İncil’in aslı kaybolmuş, papazlar istedikleri gibi değiştirmişlerdi. Her iki kitap da, Allah kelâmı olmaktan çıkmıştı. Mısır’da, bozulmuş Tevrât’ın hükmü, Bizans’ta yine değiştirilmiş Hıristiyanlık vardı. İran’da ateşe tapılıyor, ateşperestlerin ateşi bin senedir devamlı yanıyordu. Çin’de Konfüçyüsizm, Hindistan’da Budizm gibi uydurma dinler hüküm sürüyordu.
İşte böyle bir zamanda, Arabistan’da da inançsızlık, zulüm son haddine varmıştı. Ahlâksızlık, iftihâr vesîlesi sayılıyordu. Arabistan, dînî, rûhî, ictimâî ve siyâsî bakımlardan, tam bir câhiliyet, taşkınlık, azgınlık ve sapıklık içerisindeydi. Zayıfların malları zorla ellerinden alınıyor, buna mâni olacak bir yetkili bulunamıyordu. Devamlı çekişme hâlinde olan Arap kabîleleri, baskın ve yağmacılığı, kendileri için bir geçim vâsıtası kabul ediyorlardı. Zulüm ve yağmacılıkla övünen kabîlelerin işgâlinde olan Arabistan’da, siyâsî bir nizâm, ictimâî (sosyal) bir düzen kalmamıştı. Kumar, içki, zevk ve sefâ âlemleri hiç yadırganmıyordu. Kadın, elde basit bir mal gibi alınıp satılıyordu. Kız çocuğunun doğması bir felâket ve yüz karası sayılıyor, hattâ küçük kız çocukları diri diri toprağa gömüyorlardı. İnsanlar, inanç bakımından da parçalanmıştı. Kimisi tamâmen inaçsız ve dünyâ hayâtından başka bir şey kabûl etmiyor, kimisi ise, Allahü teâlâya ve âhiret gününe inanıyor, fakat insandan bir peygamberin geleceğini kabûl etmiyordu. Bir kısmı da Allahü teâlâya inanıyor, âhirete inanmıyordu. Diğer büyük bir kısmı da, Allahü teâlâya şirk koşup putlara tapıyordu. Müşriklerin her birinin evinde bir put bulunuyordu. Bunlardan başka hazret-i İbrâim’in bildirdiği din üzere olan ve Hanîf denilen kimseler vardı. Bunlar, Allahü teâlâya inanır ve putlardan uzak dururlardı. Peygamber efendimizin babası Abdullah, dedesi Abdülmuttalib, annesi Âmine Hâtun ve Kus bin Sâide gibi bâzı kimseler, bu din üzere idiler.
İnsanlar her şeyin yaratıcısı olan Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeyi bırakmışlardı. Şaşkınlıklarından kâinâtta meydana gelen hâdiselere ve Allahü teâlânın yarattığı eşyâya, bilhassa elleriyle yonttukları taştan ve tahtadan putlara ilâh diye tapınıyorlardı. Herkes birbirine düşmandı. Nihâyet sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm dünyâyı şereflendirdiler. 40 yaşına gelince peygamberliği bildirildi. İslâm güneşi doğdu.İnsanlık âlemi, hidâyete ve kurtuluşa erdi. Câhiliye devri bitti, saâdet asrı başladı. İslâmiyet gün geçtikçe bütün dünyâya yayıldı. İnsanlar ruh, düşünce ve yaşayış bakımından râhat ve huzûra kavuştu.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
İslamdan Önce Cahili ...
Kategori:
Tarih
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
İslam Tarihi
İslam tarihi, İslam dininin ortaya çıkışından başlayarak modern zamanlara kadar uzanan süreçte, İslam dini, İslam dinini benimseyen bölge ve toplumlar ve bu toplumların İslam çatısı altında ortaya koyduğu şeyleri barındıran
tarih koludur. İslam tarihinin İslam inancını hem bir din hem de bir toplumsal müessese olarak ele aldığını ve çıkan sonuç, olay ve keşifleri bu bağlamda sunduğunu belirtmekte yarar vardır.
Genel olarak
Hz. Muhammed'in doğuşundan ölümüne kadar geçen zaman, ondan sonraki hilafet dönemi, daha sonraki saltanat devleri ve modern zamanlarda ortaya çıkan yeni akım ve durumlar ele alınır. Kabaca dört ana parçaya bölünebilse de, farklı yönlerden farklı şekillerde bölünmeler gerçekleşir, siyasi İslam tarihi farklı bir bölünmeyle incelenirken bilimsel keşifleri konu alan İslam tarihi daha farklı bir bölünme içerir.
İslam tarihinin merkezini ve İslam tarihinin altın çağını teşkil eden dönem dinin doğuşundan peygamberin ölümüne kadar devam eden ve İslami kaynaklarda Asr-ı Saadet yani "saadet çağı" olarak adlandırılan dönemdir.
Hz. Muhammed Dönemi
Dinin ortaya çıkışı ve peygamberin ölümüne kadar ki,
Asr-ı Saadet. Asr-ı Saadet kendi içinde 2 ana bölümde incelenir bunlar:
Mekke dönemi ve
Medine dönemidir. Mekke dönemi daha çok dinin doğuşu, ilk
Müslüman topluluk, ahlâki ve dini değerlerin
Müslüman topluluk tarafından benimsenişi, var olan dini inanç ile İslam'ın çatışması ve direnişleri içerir. Bu dönem
Hicret le beraber sona erer.
Medine döneminde ise, İslam devletin ve toplumun kuruluşu ile daha siyasi ve toplumsal bir dönem olup, çeşitli savaşlara ve hem siyasal otorite hem de toplumsal refah anlamında yükseliş arz eden bir zaman dilimidir. Bu dönemde bütün
Arap Yarımadası müslümanların idaresine girmiştir.
Bu dönemde İslam Devleti'nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya'ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika'daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kurulacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır. Sırasıyla halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'in yolunu izlemiş, Kuran ahlakının hakim olduğu adil düzeni daha geniş bir coğrafyaya yayarak devam ettirmişlerdir. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, "Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler Dönemi" anlamına gelen "Hulefa-i Raşidin Dönemi" olarak adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem 'Cumhuriyet Devri' şeklinde de tanımlanır.
Emeviler Dönemi
Emevilerdönemi 90 yıl kadar devam etti. Emevilerin başkenti
Şamdır. Bu dönemde Halifelik babadan oğula geçerek satlanat haline geldi. Emeviler zamanında İslam devletinin sınırları
Atlas Okyanusundan
Orta Asya içlerine kadar genişlesi. Emevi iktidarı Abbasilerin iş başına gelmesiyle son buldu.
Abbasiler Dönemi
Abbasilerin
başkenti
Bağdattır. Abbasiler 5 asırdan fazla halifeliği ellerinde tuttular.
Abbasiler siyasi alandan çok kültür ve medeniyet alanında gelişme gösterdiler. Zamanla siyasi hakimiyetleri zayıfladı ve Abbasi devletinin sınırları içinde yeni devletler ortaya çıkmaya başladı. Bu durumda Abbasi hükümdarının islam dünyasındaki siyasi hakimiyeti giderek sembolik bir hal almaya başladı.
Halifelik
1258'de
Moğolların Abbasi devletini yıkmasından sonra
Mısırdaki
Memlük Devletinde devam eti.
Osmanlılar Dönemi
1517'de
Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferiyle halifelik Osmanlı Devletine geçti. Mukaddes emanetler istanbul'a getirildi. Osmanlı Devleti'nin yükselişiyle beraber, İslam tarihinde farklı bir dönem başladı. Bu dönemde müslümanlar
Viyana önlerine kadar ilerledi. Her ne kadar Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinde olduğu dönemde başka İslam devletleri bulunsa da, Osmanlı Devleti yükseliş ve hatta gerileme döneminde bile daima önemli bir konuma sahip oldu, dünyann değişik yerlerinde yaşayan müslümanlar çoğu zaman düşmanlarına karşı Osmanlı Devletinden yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti başka ülkelerdeki müslümanlara yardım etmek amacıyla
Endülüs'ün Müslümanların elinden çıkmasından sonra buradaki Müslüman ve Yahudileri
Kuzey Afrika'ya ve Osmanlı topraklarına taşıdı.
Fas'ta
Portekizliler'le savaştı. Yine Portekizliler'e karşı
Endonezya Adalarındaki Müslümanlara yardım etmek amacıyla Portekizliler'le
Hint Okyanusu'nda savaştı.
Avrupalıların her alanda güçlenmesiyle beraber, 19. asırın sonları ve 20. asrın başlarında Müslümanların yaşadığı coğrafyanın büyük bir bölümü batılı devletler tarafında sömürge haline getirildi.
I. Dünya Savaşının hemen öncesinde düyada sadece üç bağımsız islam devleti vardı. Osmanlı Devleti
İran ve
Afganistan. Osmanlı Devleti
I. Dünya Savaşı'nı kaybedince başkent İstanbul ve Anadolu'nun bazı yerleri işgal edildi. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra İtilaf devletleri Türk topraklarından çıkrıldı. Türkiye'de Cumhuriyet ilan edildi.
400 yıldan fazla Türklerin elinde kalan halifelik 3 Mart 1924'te çıkarılan bir aknunla kaldırıldı. Son halife ve Osmanlı Hanedanının bütün üyeleri Sürgüne gönderildi.Son Halife Abdülmecid Efendi 1944'te Paris'te sürgünde iken vefat etti. Cenazesi Ölümünden uzun bir zaman sonra Medine'de torağa verildi.
2. Dünya Savaşı Sonrası Dönem
2. Dünya Savaşından sonra İslam ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. 20. asrın ikinci yarısında, bağımsızlığını kazanan islam ülkeleri kendi aralarında işbirliğini arttırmak amacıyla, İslam Konferansı Örgütünü kurdular. Günümüzde bağımsız İslam ülkelerinin sayısı 50'yi geçmiş bulunmaktadır.
İslam Tarihi
Kategori:
Tarih
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Matematikte Tıkızlık Kavramını ...
Matematikte Tıkızlık Kavramının Anlamı
Topolojik uzayların sahip olabileceği en önemli özelliklerden biridir. Bir X uzayı ve bileşimleri X uzayını kaplayan herhangi bir açık kümeler koleksiyonu verildiğinde, bu koleksiyonun içinden sonlu sayıda açık küme seçip de hala daha bu kümelerin bileşimini alarak X kümesini kaplayabiliyorsak, X uzayına tıkız denir. Reel Sayılar kümesi R üzerindeki standart topolojiye göre tıkız değildir ancak R'nin her kapalı ve sınırlı alt kümesi (mesela a,b şeklindeki alt kümeler, a ve b reel sayılarken) alt uzay topolojisine göre tıkızdır. Matematiğin diğer pek çok alanında olduğu gibi, sonsuz bir nesnenin sonlu bir nesneye indirgenebiliyor olması çok önemli avantajlar sağladığı için Topoloji alaninda ve topolojik yöntemler kullanan diğer alanlarda vaz geçilmez bir kavramdır.
Tıkızlık kavramının uygulamalarına örnek
Reel değerli bir f fonksiyonu eğer tıkız bir küme üzerinde sürekli ( Süreklilik) ise o zaman aslında o küme üzerinde düzgün süreklidir.
Matematikte Tıkızlık ...
Kategori:
Konu anlatımı,Soru Bankaları,Ödevler,Diğer
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Matematikte Analitiklik Nedir
Matematikte Analitiklik Nedir
iki bileşene b'ye ağlı olan bir fonksiyonun değişkenleri örneğin x ve y olsun bu değişkenlerle tanımlanan bir fonksiyonun x'e ve y'ye göre alınan türevleri arasında af/ax=-af/ay gibi bir bağıntı bir kapalı eğri ile sınırlanan bir bölgede sağlanıyorsa bu fonksıyona analitiktir denir
Matematikte Analitik ...
Kategori:
Konu anlatımı,Soru Bankaları,Ödevler,Diğer
Saat 1 ay, 3 hafta önce
yazan
egitimci
Daha
Sistem
Kunena
Şu anda 33 konuk çevrimiçi